401 kilometre uzunluğuyla dört ilin sınırlarından geçen Gediz Nehri, vahşi sulama uygulamaları, sanayi kaynaklı kirlilik, nehir akışını kesintiye uğratan set ve yapılar, jeotermal enerji santralleri ile madencilik faaliyetleri gibi çok sayıda ciddi tehditle karşı karşıya bulunuyor. Bu tehditlere dikkat çekmek ve çözüm yollarını birlikte tartışmak amacıyla Salihli Çevre Derneği ve Doğa Derneği Gediz Nehri Havzası’nın Geleceği Çalıştayı’nı düzenlendi.
Gediz Nehri, İç Batı Anadolu’dan doğarak Ege Denizi’ne ulaşan, Ege Bölgesi’nin en önemli akarsularından birisi. 401 kilometre uzunluğa sahip olan nehir; Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir illerinden geçerek binlerce yıldır bu coğrafyanın tarımını, yerleşimlerini ve ekosistemlerini şekillendiriyor. Gediz Nehri, yalnızca bir su kaynağı değil; sulak alanlar, tarım ovaları, yeraltı suları ve kıyı ekosistemleriyle bağlantılı bütüncül bir yaşam sistemi, nehir boyunca oluşan alüvyon ovaları Ege’nin en verimli tarım alanları arasında yer alıyor.
‘Gediz Nehri üzerindeki her baskı, havzanın geleceğini doğrudan etkiliyor.’
Çalıştayın açılışını yapan Doğa Derneği Genel Koordinatörü Galip Ener; “Gediz Nehri, Anadolu’dan Ege’ye uzanan en önemli akarsulardan birisi ve milyonlarca yıldır oluşmuş bütüncül bir ekosistemin omurgası. Gediz Havzası; dağ ekosistemlerinden sulak alanlara uzanan yapısıyla Türkiye’nin en kritik ekolojik koridorları arasında yer alıyor. Bu alanlar yalnızca biyolojik çeşitlilik açısından değil, su rejiminin dengelenmesi ve iklim krizine uyum açısından da hayati öneme sahip. Bu nedenle Gediz Nehri üzerindeki her baskı, tüm havzanın geleceğini doğrudan etkiliyor.” dedi.
Gediz Nehri İçin Bilim ve Hukuk Çağrısı
Çalıştayda, Manisa İl Sınırları İçinde Gediz Nehri’ni Tehdit Eden Faktörler sunumunu gerçekleştiren Av. Yıldıray Çıvgın ise “Gediz Nehri ve havzası, yıllardır yanlış tarım politikaları, vahşi sulama uygulamaları, endüstriyel kirlilik ve denetimsiz jeotermal faaliyetler nedeniyle geri dönüşü zor bir tahribatla karşı karşıya. Buna rağmen hem nehir boyunca faaliyet gösteren endüstriyel tesislerin arıtma durumları hem de jeotermal santrallerin yarattığı ağır metal kirliliği ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Yeni planlanan jeotermal santralleri ve verilen ÇED kararları, havzanın taşıma kapasitesi göz ardı edilerek alınıyor. Gediz Nehri yalnızca bir su kaynağı değil, binlerce canlının yaşam alanı. Bu nedenle ilgili tüm kurumları, bilimsel veriler ve uluslararası sözleşmeler doğrultusunda Gediz Havzası’nı korumaya ve bu tahribata derhal son vermeye çağırıyoruz.” dedi.
Doğa Derneği ve Salihli Çevre Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen çalıştayın temel hedefi; Gediz Nehri Havzası’nın ekolojik yapısının daha iyi anlaşılması, havza üzerindeki baskıların ortaya konulması ve bu baskıların ortadan kaldırılmasına yönelik ortak çözüm yollarının geliştirilmesi oldu.
Yorum yapılmamış